Kim’in Adası – Castaway on The Moon (2009)

Şehrin içinde ıssız bir adaya düşülür mü demeyin. Bu defa hakkında söz edeceğim film biraz Robinson Crusoe biraz şehirli rapunzel karışımı günümüze dünyasına uyarlanmış masalsı ögeler içeriyor. Güney Kore yapımı Castaway on The Moon isimli film Han nehri üzerindeki bir köprüden Kim Seong-geun isimli bir adamın kendini nehre atmasıyla başlar. İntihar etmeye çalışan bu zavallı adamı nehir, köprünün ayaklarından birkaçının üzerinde olduğu küçük bir adacığa sürükler. Kendine geldiğinde adam nerede olduğunu anlamaya çalışır. Şehrin ortasında ıssız bir adacıkta olduğunu fark eder. Kendisinden başka kimse yoktur. Öncelikle çevreden geçen vapurlara kendini göstermeye çalışır. Bağırır, çağırır nafile. Kimseler duymaz. Sonrasında hatta yüzmeyi bile dener karşı kıyıya, şehre varmak için. Bu da sonuçsuz kalır. Ardından zaten ölmeye çalışıyordum der. Binlerce dolarlık borcunun üzerine sevgilisinden ayrılmış olan adam intihara karar vermişti ya, tekrar ölmeyi düşünür. Kravatını ağaca bağlar ve kendini asmaya kalkar. Yine beceremez. Sonrasında bu ıssız adaya Robinson Crusoe vari bir şekilde yerleşmeye, bir yaşam kurmaya çalışır. Günün birinde hayatı kendisini gözetleyen, daha doğrusu varlığından haberdar olduğunu bildiği bir kadın yüzünden değişir. Han nehrinin bir diğer ucunda asosyal, kendisini dışarıya kapatmış, insanlardan kaçan Kim Jung-yeon adlı bir kadın bir akşam fotoğraf makinesiyle Kim Seong-geun’un o ıssız adada olduğunu fark eder. Ardından onu izlemeye başlar, fotoğraflarını çeker. Haftalar sonra onunla iletişim kurmayı dener. Bir cam şişe içine not bırakarak… 🙂 .

Bu yardım ifadesi, ufak bir değişiklikle merhabaya dönüşüyor.

Bu yardım ifadesi, ufak bir değişiklikle merhabaya dönüşüyor.

Şehir yaşamının verdiği yorgunluk ve hızlı yaşam biçimi farkında olmadan birçok değerden uzaklaşmamıza neden oluyor. Bu film de bu uzaklaşmayı gün yüzüne çıkarmak istiyor gibi. Mesela, Kore’nin geleneksel yiyeceklerinden börülce soslu erişte yemeğine çocukluğundan bu yana uzak kalan bu adamın ıssız adaya düştüğünde karşılaştığı 12 gramlık börülce soslu erişte baharatı sonrası şunları demesi “bunca yıl börülce soslu erişteye burun kıvırıp durdum, ne kadar aptalmışım! şimdi çok pişmanım” ve ardından o yokluk içinde sırf erişte yapmak ve o baharatı üzerine dökmek için buğday tarlası yapmaya çalışması, bunun için emek harcaması, çaba göstermesi, beklemesi. Filmin en özel anlarıydı.

kiminadasi2

Filmin fragmanı şöyle,

Filmi öneren değerli dostum Muhammed Kılıç abime teşekkür ederim.

Gökhan Atmaca – twitter.com/kuarkatmaca

ve filmden bir replik..

bütün işlerimi bitirdikten sonra hobime zaman ayırıyorum. ay fotoğrafları çekmek. çünkü orada kimse yok. kimse olmadığı zaman yalnızlık da hissedilmez.

Facebook’ta Güneydeki Kore – S. Korea sayfasında Güney Kore ile ilgili paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

Share

You may also like...

2 Responses

  1. Özlem says:

    Ben bu filme bayılmıştım. Çok güzeldi gerçekten.

Leave a Reply