Yerdeki Yıldızlar | Taare Zameen Par

Bu yazıda bahsetmek istediğim Taare Zameen Par filminden bir kare, İshaan.

Toplum içinde yalnızlaşan insanlar, açığa vurulmayan düşünceleri körelmiş, sakladıkları hayalleriyle dolu insanlar; ilk hayal kırıklıklarını yaşadıktan sonra yeni hayallere tutunamayan şehirliler, köylüler, zenginler, fakirler. Ne çok’uz. Çocukluğumuzda başladı tüm bunlar, tüm bu koşuşturmacalar. Önceleri anlamadık; bütün her şey alfabeyi öğrenmekle, 1 2 3.. diye sayıları saymakla başladı. Alfabeyi öğrendikten sonra hecelemeye başladık kelimeleri, sayıları saymaktan onları toplamaya, çıkarmaya, çarpmaya ve en sonunda bölmeye. Kelimelerin ne anlama geldiğini bilir bilmez -?- cümleler kurmaya başladık, sayılarla olan oyunumuz kısa sürdü; denklemlerle yeni bir oyuna başladık. Sonraları malum, sınavlar. Atlar gibi yarıştırıldık okul koridorlarında, sınav salonlarında; Cem Yılmaz’ın esprilerine konu olduk, güldük, o espri için para verdik ona, o da para kazandı ama biz espriye konu olan şeyi ise para kazanmak için yapmıştık. Hayat yine orada sillesini vurmuştu; bir ironi parantezi içinde. Ne oldu? Güzide ülkemizin bir üniversitesinde -hangisi olursa olsun fark etmez, bütün diplomalar aynı sonuçta- bir bölüme yerleştirildik bir “seçme ve yerleştirme” sınavıyla. Mezun olduk, mezun olana dek bir bireymişçesine davranıldı bize ‘sen artık bir üniversitelisin’ ayağıyla. Diploma elimize veriştirildikten sonra bireyi gördük, bunca yarışın sonunda kimileri üç kuruş, kimileri beş kuruş, kimileri de en fazla yedi kuruşa razı oldu. Yarış biter mi? Köşeyi dönemeyenler, yarışları sürdürdüler. Önce evlendik, karı-koca olduk sonra ana-babaya dönüştük; devam ettik hayata, ha keza başa bela gelmediyse torun torba sahibi olduk; nine-dede. Öldük – Allah göstermesin. Sonrası inananlar için hesap günü, başka bir inananlar için yeniden doğuş, diğer bir inananlar için hiçlik, yine daha çok inanışlar vardır başka başka inananlar için ama düşünmek lazım.

Bu yazıda bahsetmek istediğim Taare Zameen Par filminden bir kare, İshaan.

Düşünmek, ne kadar uzak şu yukarıda özetlenen kuru kalabalıklara. Bir düzen içinde boşluklar kapatmak, bir dişli çarkın dişlerinden biri olmak, bir zincirin bir parçası olmak gibi düzene mahsus şeyler içinde eriyip giden milyonlarca insan. Kendini tanıyamamış nice insan, kendi kabiliyetlerini ne olduğunun farkına vardıktan sonra onları yaşayıp da mutlu bir ölümle son bulamayan nice ölümlü. Kendini tanıyamamış bir insan, toplumun isteklerini yerine getirme baskısında kabiliyetlerinin farkına varamamıştır; varsa bile onların üzerine gidememiştir. Hayalleri vardır çocukken sahip olduğu, onlardan bazıları yetişkinlerin yönlendirmesiyle olmuş olsa bile saf, pür hayalleri vardır her insanın. O hayaller öğrencilik zamanında körelmeye başlar, giderek imkansızlaşır. Toplum, insanı böyle yalnızlaştırır. Birçoklarımız  daha en büyük hatayı meslek seçimiyle yapıyor, aslında istemsiz bir seçimle demeliydim… Koca bir hayat, sevilmemiş üzerinde hayaller kurulmamış bir mesleği, işi yapmakla geçer mi? Geçmez. Ruhsuz bir insan neyse o, öyle bir yaşantı. Mutlulukla başlayan nice evlilik sırf bu sebepten bile bitmiştir, mutsuzluk bulaşıcıdır çünkü, en az mutluluk kadar. Kendisinin seçmediği, yanlış seçtiği, kabiliyetlerine, değerlerine, iç dünyasına uygun, düşünce ve hayal dünyalarındaki ufka göre bir mesleği, işi icra etmeyenlerin başarısı sınırlı olur, başarısız olurlar. Başarısız bir insan, mutlu olabilir mi? Para kazanan bir insanın kazanamayacağı bir şeydir başarı! Para her şey midir sanki? Lüks bir arabayı elde etmek için harcanan zaman, ailenizden sevdiklerinizden kopardığınız birer bir parça değil mi? Yıllar sonra o lüks arabaya binmek, geri kazanamayacağınız bir zaman kaybı olarak geri dönecek ya da aşırı stres, iş yoğunluğundan sağlık problemleri… Hayatlar böyledir, para için yapılan meslekler kadar uzun süren mahkumiyetler yoktur. Bu mahkumiyetlerden, hapishanelerden kazanılan paralarla sevginin, birbirine olan saygının yitirildiği nice zamanlar olur; daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir eşya, daha çok ev, daha çok araba, daha çok eşya. Bu öyle olur ki, bazı hayatlarda daha iyi eş, daha iyi sevgili, daha iyi…, daha çok eş, daha çok sevgili, daha çok… Toplum içinde silikleşerek kendi değerlerini tanıyamamış, kendi öz kabiliyetlerinin farkına varamamış insanlar toplum içinde böyle kaybolurlar. Ne yapacağını bilmeyenler, ne yaptığını bilemez olurlar.

Sonra düşünmeyen beyinler, kendine öz güveni olmayan bilinçler, topluma boyun eğmiş insanlar yönlendirilirler. Bir siyasetçi olur, bir köşe yazarı olur, bir sanal kahraman olur, bir ideoloji olur, bir bilmem ne olur onları yönlendiren, ezbere konuştuklarında onların sözleri olur ama kendi düşüncesi olmaz, kendi hayal dünyasının kahramanı olmaz, kendini adayabildiği uğraşları, fikirleri olmaz. Para kazanır, para harcar; bazen sokağa çıkar bağırır, bazen evinde oturur izler, susar. Yaşadığı dünyayı görmek istemez, hayattan, nefes alıp vermekten zevk almayı beceremez, evrende var olmanın amacını merak etmez, sormaz, düşünmez. Doğanın içindeki güzellikleri fark edemeden ve artık kirlenmiş şehirlerde gökteki yıldızların muhteşem gösterisini fark edemeden, yaşayamadan sadece para kazanmakla meşgul olan nice insan var, ölümlüler onlar.

Tüm bunları bir filmde, bir hikayenin içinde sorgulayabilirsiniz. Bir çocuğun gözünde hayata bakmayı öğrenirken, 3 çarpı 9 işleminin nasıl 3 olabileceğinin farkına varırken, hayatın getirdiği zorluklarla beraber kendimizi ne kadar tanıyabildiğimizi, hangi hayallerimizi kaybettiğimizi hangilerini yaşattığımızı ve hangilerini gerçekleştirebildiğimizin muhasebesini yaparken biraz da kendi çocukluğumuzu hatırlamakta yarar var. Bugün ki mutluluklarınızda veya mutsuzluklarınızda çocukluğunuzun ne kadar yer ettiğini göreceksiniz çünkü! Toplumda bir yer edinmek (meslek sahibi, para mülk sahibi, itibar sahibi vs) için kendimizden neleri feda ettiğimizi, kendimizden ne kadar feragat ettiğimizi görmemiz lazım toplumla barışık, hayatla barışık; yeni hayallere kapımız açık bir şekilde yaşayabilmek için. Çünkü hepimiz sıradışıyız, biyolojik olarak baktığımızda herkesin birbirine benzemeyen bir DNA’ya sahip olduğunu biliyoruz, hepimizin hayatını sürdürmek için farklı bir bakış açısına sahip olduğunu biliyoruz, olayları, aşkı, sevgiyi, mutlu olmayı, mutsuz olmayı tam olarak da milyarlarca insan farklı algılıyor, farklı yaşıyor, farklı anlatıyor, farklı yaşatıyor. Çünkü hepimiz sıradışıyız. Toplum bu düşünceyi öldürüyor. Bütün insanlık birbiriyle kardeş ama kardeşinizle kendinizi kıyaslayın, aynı mısınız? Hepimiz sıradışıyız, farklıyız ve toplum bu düşünceyi öldürüyor. Victor Hugo, Dostoyevski, Franz Kafka, Paulo Coelho, Oğuz Atay gibi bir çok yazar sevgiyi, aşkı, insanların yaşadıklarını nasıl da farklı dillerle, farklı bakış açılarıyla anlatıyorlar, yaşatıyorlar, zihinlerimize resmediyorlar kelimeleriyle. Çünkü hepimiz sıradışıyız ve hepimiz yerdeki bir yıldızız. Gökte parıldamak için kendimizi tanımamız gerek, neler yapabildiklerimizin neler yapamayacaklarımızın farkına varmamız gerek, zamanımızın ötesinde tıpkı Victor Hugo gibi, Albert Einstein gibi, Van Gogh gibi gökte bir yıldızcasına parıldamak için kendimizi bilmeliyiz. “Temet Nosce” bugün hâlâ felsefe kitaplarında kendine yer buluyorsa “kendini bil” diyebilmenin ardındaki sırrı anlamış birilerinin zamanların ötesinde yaşamayı başardıklarını gösterir.

Filmde ana karakterimiz İshaan’a çok çektiren hocalardan birinin çocukluğuna dönmesi ile nasıl bir hâle geldiğinin görüntüsü 🙂 Filmi izlediğinizde bu kısımlarda çok eğleneceksiniz 😉

Aamir Khan’ın “3 İdiots” filmi gibi başarılı bir çalışması olan “Taare Zameen Par” (Hintçe karşılığı Yerdeki Yıldızlar) disleksi yani özel öğrenme güçlüğüne sahip bir çocuğun toplum içinde, aile baskısı altında yaşadığı sıkıntıları ve bu sıkıntıları daha önce bu sorunu yaşamış olan bir öğretmeninin gayretleri ile nasıl aştığını ele alan bir film olarak karşımıza çıkıyor. Konuyu ele alışı diğer örneklerinden oldukça farklı olan bu filmde Aamir Khan’ın bu farkı oluşturması, Cemil Meriç’in “Bu Ülke” isimli kitabında zaman zaman bahsettiği, zenginliğini övdüğü Hint düşünce dünyasının kazandıklarıyla olduğunu da görebilirsiniz. Bir Batılıdan böyle bir eser bekleyemezken, Hollywood’un çakması Bollywood’un içinde toplumunu, coğrafyaları aşan böyle bir eserin çıkarılmasıyla aslında bu hepimizin sıradışı olduğunun örneğidir. Ana karakterdeki çocuğun, İshaan’ın resim yapmadaki üstün yeteneğine rağmen yeteneksiz muamelesi görmesi, yaşıtları kadar akıllı olmasına rağmen geri zekalı gibi davranılması, ailesi ile yaşadıkları, kendi iç dünyasındaki gel-gitleri, yerdeki bir yıldızdan gökteki bir yıldıza dönüşmesi film içinde izleyiciyi doğrudan etkileyecek bir şekilde anlatılmış. Yukarıda bahsettiklerim için ya da değil, bu filme zaman ayırmanızda fayda var. Geçmişte romanlardaki kurgularıyla insanlar düşünceleri, fikirleri paylaşıyorlardı günümüzde ise daha görsel bir vaziyette filmler yoluyla bu gerçekleşiyor. Eser olarak görebileceğimiz filmlerden biri de Taare Zameen Par’dır bence, emeği geçenleri kutlamak gerek. Bir çocuğun dünyasında kendi iç dünyanızda gezmeye ne dersiniz?

Çünkü her çocuk özeldir.

Filmden iki şarkıya yer vermek istiyorum son olarak. İlk şarkıda modern yaşam konu ediliyor, oldukça tanıdık gelebilir izleyenlere.

Bu ise filmin duygusal yanını yansıtıyor.

Gökhan Atmaca | http://twitter.com/kuarkatmaca

*Yazılarımı facebook’ta “Şiir” Misali “Hayat” sayfasından takip edebilirsiniz.

“İnsanı ihtiyarlatan geride bıraktığı yılların çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar cildi buruşturur, fakat idealsizlik ruhu öldürür…” | G. Ceneral Macarthur

Share

You may also like...

2 Responses

  1. June 10, 2013

    […] Hint filmlerinden biri. Daha önce Aamir Khan’ın beğenilen filmlerinden biri olan Taare Zameen Par (Yerdeki Yıldızlar) hakkında da bir yazı hazırlamıştım. Bu tür Hint filmlerini izledikçe, […]

  2. May 11, 2014

    […] Khan denildiğinde Idiots, Taare Zameen Par, Ghajini gibi sinema filmleri akla gelir. Aamir Khan’ın bu yeni filmi, Dhoom 3 de bu […]

Leave a Reply