“Hayal Meyal” | Tarık Tufan

İlk defa yeni bir kitap okumaktansa, okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır.
Lord Dudley

Tarık Tufan’ın “Hayal Meyal” isimli kitabı da bu tür kitaplardan, bir kez daha okunmalı…

Tarık Tufan ile ilk tanışmam.. Kitabı bitireli birkaç gün oldu, daha yeni kimdir ne yapmıştır diye birkaç şey öğrendim.. Kitabından bakılacak olursa iyi adamdır. Tabii birden bire birisinin bir kitabını okuyacak değilim, çok azdır öyle rastgele denemelerde bulunduğum. Sosyal ortamlarda sözleri ile duyuyorduk Tarık Tufan’ı, tam da ilk okuduğum kitabının isminde olduğu gibi hayal meyal bir adamdı benim için.. Kitaptan sonra bir yabancılık kalmadı.

Kanser teşhisi konmuş bir gencin yaşadıkları vardı ilk başlarda. Bu zamanlarda, kitapta farklı bir havayı solurken birden bire hikayenin yönü değişiyor ve kendimizi bu gencin geçmişinde, bir kadına aşık olup olmadığına dair kararsızlıklarını yaşadığı bir mahallede buluyoruz. Öyle tanıdık cümlelerle kurulu bir kitap ki bu gencin hatıraları ve kararsızlıkları hiç de sıkıcı gelmiyor ve sonunda hikayeye de kendinizi kaptırıyorsunuz. Zaten kısacık, birden bire yönü değişen hikayenin birden bire bittiğine de okurken tanıklık ediyorsunuz.

Gencin hatıralarında tanıştığımız kadın büyük bir travma geçirmiş ve bu travmanın etkisinden çıkamamış bir kadın, adı İlknur. Babası bir ilkokul öğretmeni, diğer taraftan da bir sendikacı olan Remzi hoca ve annesi de Aysel hanım, hatıralarını okuduğumuz gencin ailesiyle yakın ilişkilere sahip komşular da aynı zamanda. Genç diyorum kitapta ana karakterimizin ismi geçmiyor. Hatıralarını okuduğumuz genç ile İlknur’un evlilikleri de hal böyle olunca sürpriz değil ama bizim gençten başka kimsenin bu travmadan haberi yok. Evlilik mi? İlknur’a aşık bir genç mi? Ya kanser?

Bir de kitabın sonlarında karşılaştığımız saatçi Nurettin Efendi var, dükkanındaki saatlerden biri dışında hepsi durmuş saat 18:10’u gösteriyor. Şüphesiz kitabı okurken merak ettiğiniz başka bir sır.

Şimdi aklınızdan geçirdiklerinizi unutun, hepsi hayal meyal bir şeyler söylüyor olabilir ama anlatılan hikayeden uzak, emin olun.

Kitapta bir çok cümle var, altını çizmek isteyeceğiniz. Benim altını çizdiklerimden birkaçını buraya eklemek istiyorum,

“Ben seni arıyorum diyorum ya…
Bilmem.
Belki de… belki de… bir gün hiç beklenmedik bir yerde karşıma çıkmandan, ‘işte geldim’ demenden, “hadi gidelim buralardan” demenden korkuyorum.
Ben senin uzaklığını seviyorum.
Ben senin uzaklığını seviyorum.
Ben senin upuzaklığını seviyorum.”

“İstedim ki bana bu kadar yakın olan insanlar birkaç kelimeyle, birkaç cümleyle, bir bakışla, bir nefes alışımla anlasınlar neler olup bittiğini. Çünkü ben böyle anlayabiliyorum. Eğer sahiden birinin yakınında duruyorsam, bu kadarla da olsa farkına varabiliyorum olup bitenlerin. Yakınlarında olmanın hakkını veriyorum ve bunu onlardan da bekliyorum.”

“Bazı sorulara verilebilecek cevapların tümü insanlar için yaralayıcı ve hatta öldürücüdür. Çünkü öldürücü bir soruya verilebilecek hiçbir cevap, kendi içinde hayat barındırmaz.”

“Umut küçük çocukların hevesi gibidir. Bir anda gelir ve bir anda kaybolur. Çocuğun oyundan vazgeçmesi gibi. Umudun artması ya da eksilmesi de bu kadar gelgeçtir.”

“İstanbul, sonbaharda saçlarını arkadan topluyor.
Nasıl da yakışıyor, görmelisin.”

Belki de bu kitap, İstanbullu bir sonbaharda okunmalı; hani bir kez daha…

Gökhan Atmaca
/“Şiir” Misali “Hayat”
/twitter.com/kuarkatmaca

Share

You may also like...

Leave a Reply