Benim adım Khan ve ben terörist değilim.

Ne anlatılabilir ki? “Benim adım Khan ve ben bir terörist değilim” ya da “ben bir dine inanıyorum ve bu dine inandığım için düşündüğünüz gibi değilim” önermelerini yüksek sesle dile getiren bir filmin ardından ne söylenebilir ki? Gözümün önünden bazı sahneler geçiyor, onlardan mı bahsetmeliyim? Yoksa filmin izleyiciyi nasıl etkilediğini mi? En iyisi izlemek ve en iyisi bir kez daha izlemek.

Bir Hint filmi olan “My Name Is Khan”, izlediğim sayısı belki de 10’u bulmayacak Hint filmlerinden biri. Daha önce Aamir Khan’ın beğenilen filmlerinden biri olan Taare Zameen Par (Yerdeki Yıldızlar) hakkında da bir yazı hazırlamıştım. Bu tür Hint filmlerini izledikçe, Cemil Meriç’in Bu Ülke isimli kitabında sık sık bahsettiği Hint dünyasına dair hayranlığın anlamını ve aslında karşılığını bu filmlerde bulmaya başladım. Cemil hocamız demek ki bir şeyler görmüş, bir şeyler hissetmiş; Balzac gibi Fransız yazarların dünyasının dışında belli ki başka bir dünya keşfetmişti. Ben de en azından bu dünyanın ışığını bu düşünce yapısı ve mesajları kaliteli olan bu filmlerle belki görüyorum.

Filmin konusuna gelince, Rizvan Khan, kardeşi ve annesinin hikayesi ile başlayan film kısa süre içerisinde Rizvan Khan’ın hikayesine odaklanıyor. Rizvan’ın Mandira ve oğlu Samir’le kesişen hikayesi 11 Eylül olaylarıyla şekilleniyor. Sonunda Rizvan, ABD başkanı ile görüşmek için yollarda kendini buluyor. Bu sırada yaşadıkları, çocukluğunda yaşadıkları ile örtüşüyor. Ön yargılarıyla hayatlarını yönlendiren insanlarla, ön yargılarını minimize etmeye çabalayan insanlar arasındaki farkı ustalıkla ortaya koyan bir hikayeye en sonunda dönüşüyor. Bu dönüşüm sırasında, sıradan bir insanın kahraman olmasını Rizvan’ın Asperger Sendromu hastalığına sahip olması daha da güçlendiriyor.  Film temelinde sadece batının İslam karşıtlığına veya İslam inancına olan saygısızlığına yer vermiyor, bir çok inanç için evrensel mesajlar üzerine keskin ve çarpıcı düşünceler barındırıyor. “My name is Khan”, Hindu-Müslüman, Müslüman-Hristiyan, Yahudi-Müslüman, İnançsız-İnançlı ayrımlarını neredeyse bir kenara bırakıp iyi insan – kötü insan kavramları üzerine yapılan vurguları etkileyici bir biçimde ele alıyor.

Öyle ki Veda Hutbesi’nde Peygamberimiz şöyle buyurmamış mıydı?

“Ne Arabın Aceme, ne Acemin Araba bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”

Arakan’da Budistler ile Müslümanlar arasında yaşananlar, Afrika’da kabileler arasında yaşananlar, Avrupa’da göçmenlere karşı duyulan nefret, ülkemizdeki kutuplaşma, yanı başımızdaki kardeş kavgası, dünya üzerinde hayali sınırlarla pay edilmiş yerlerde ön yargılar üzerine kurulmuş niceleri. Bitmek bilmiyor. Kim galip gelebildi? Hangi kavganın kazananı oldu? İyiyle kötü arasındaki fark hiç bu kadar daralmış mıydı? Cevaplarını sakladığımız, susturduğumuz sorular bunlar.

Rizvan, az önce bahsettiğim hastalığı sebebiyle bazı sıkıntılar yaşayan biri ve çocukluğunda Hindistan gibi bir yerde bunu aşması pek kolay olmamış. Annesi gibi bir yardımcısı olmasaydı da aşamazdı herhalde. İşte Hinduizm dinine inananlar ile İslam dinine inananlar arasında Hindistan’da 1983’te patlak veren ayrışmalar, kavgalar olmuş tıpkı şimdi Arakan’da olanlar gibi. Bu sırada dışarıdaki söylemlerden etkilenip de eve gelen Rizvan için ve bizler için Rizvan karakterinin annesinden güzel bir ders var. Annesi bir kağıda önce Rizvan’ı çöp adam olarak çiziyor, karşısında da yine bir çöp adam var ama elinde sopa. Kim kötü? Yine iki çöp adam çiziyor bu sefer Rizvan’ın karşısındakinin elinde çiçek var, kim kötü? Peki bunlardan hangisi Hindu, hangisi Müslüman? Peki ya hangisi iyi bir insan ya da hangisi kötü bir insan?

Benim kendi inandığım dinimde öğrendiğim “Allah’a yakın olmanın yolu kesinlikle sevgidir” öğretisini bu filmde görmek güzeldi. 11 Eylül saldırıları sonucu ölenlerin anma törenlerinde Rizvan’ın ölenler için Fatiha okuması ve diğer insanların bunu anlamaması, anlamadıkları için de oluşan tepkileri filme dair akılda kalan sahnelerden biriydi. Bir etkilendiğim sahne de, Rizvan’ın kardeşinin eşinin dersini vereceği sınıfa başındaki eşarpı ile girmesi ve şu sözleri sarf etmesiydi: “Bu eşarp, sadece dinimin bir simgesi değil varoluşumun bir parçasıdır.”

Benim adım Khan ve ben terörist değilim. İzlemenizi tavsiye ederim ve yazımı tamamlarken Tarık Tufan’ın şu sözlerine de yer vermek istiyorum,

“Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca! Gerçekte bütün yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar…”

Gökhan Atmaca, twitter.com/kuarkatmaca

Share

You may also like...

Leave a Reply