İnsancıklar

Rus edebiyatının bilinen yazarı Dostoyevski’nin yazdığı ilk romanıdır “İnsancıklar”. 1846’da kaleme alınan bu kitap, sürükleyici bir anlatımla sizi Rusya’da Petersburg şehrinin dünyasına alıp götürüyor. Aradan yüzyıldan fazla bir zaman geçmesine, farklı bir kültür ve coğrafyanın ögesi olmasına rağmen “İnsancıklar” birbirinden farklı toplumların saplantılı problemlerine Dostoyevski’nin gözünden değiniliyor.

Yapılan karşılıklı mektuplaşmalarda okuduklarımız romana açılan bir pencere gibi bize sunuluyor ve biz, bu pencereden olup bitenleri seyrediyoruz. Hiç şüphesiz yazarın hüneri bu sırada göze çarpıyor. Mektuplaşmalar aynı mahallede yaşayan bir kâtib memur Makar Aleksiyeviç ile bu yaşlı kâtib memurun  aşık olduğu öksüz bir kız olan Varvara Alekseyevna arasında geçiyor. Mektuplar içinde bazı yazışmaların tanıdık gelmesi ise düşündürücü.

Bu mektuplaşmalar sırasında anlıyoruz ki ana karakterlerimiz zor zamanlar geçiriyorlar. Üstelik bu zor zamanlarını zorlaştıran komşuları, iş arkadaşları ya da bazı akrabaları gibi kimselerin olduğunu görüyoruz ve bu sırada kitabın aldığı isim bir anlam kazanıyor.

Mektuplar içinde bana tanıdık gelen ya da paylaşmak istediğim bazı yazışmalar var. Bu kısımları okuyarak bu klasik ile tanışmadıysanız henüz, size fikir verebilir:

‘Bugün, “En iyi vatandaş kimdir?” konusunu tartışıyorlardı. Bizim oda şefi ne dese beğenirsin: “En iyi vatandaş, en çok para kazanan insandır.” dedi ve herkes de onu tasdik etti. Ben tartışmalarına katılmadığım hâlde, laf çarptırmaktan geri durmadılar. Sıfırı tüketmiş bir insanım. En sefil vatandaş ünvanı verileceğini duysalar, beni aday gösterirlermiş..’

Bir başka metinde kâtibimiz Varvara Alekseyevna’ya seslenirken,

‘Bana fazla karışma, kuzucuğum. Bırak da sevdiğim bir insanı mutlu etme zevkine varayım. Bu zevki bana çok görme lütfen. Daha evvel hayatım anlamsız ve boş geçiyordu. Sen, hayatıma sevinç ve mutluluk kattın. Sanki sende yaşıyormuşum gibi, her gün seni düşünüyorum.’

Ve Varvara Alekseyevna’dan katibimize başka bir metinden,

‘Neden benim için bunca fedakârlığa katlanıyorsunuz? Size ne iyiliğim dokundu? Seven hastalıklı bir kalpten başka size verebilecek neyim var? Size bütün kalbimle ve sonsuz bir sevgiyle bağlıyım. Aramızda mesafelerin hiç önemi yok. Dünya’nın öbür ucuna da gitsem, sizi unutamam.’

Rusya’nın o dönem koşullarına değinen ama hâlâ benzer koşulların farklı şekilde sürdüğü bir dünyada daha 25 yaşında iken yazan Dostoyevski’nin İnsancıklar’ı kütüphanenizde yer almalı.

Gökhan Atmaca – twitter.com/kuarkatmaca

Share

You may also like...

Leave a Reply